Son zamanlarda mantıklı bir tercihle şıklarda “hiçbiri” de olan bir anket yapılmış ve ortaya gerçekçi bir sonuç çıkmış. Asal Araştırma ve Danışmanlık tarafından yapılan bu ankette, soru şu:
“Sizce bugün Türkiye’nin sorunlarını hangi parti çözebilir?”
Dolaylı bir güven sorusu bu! Aynı zamanda;
1. Toplumun yarıya yakını siyasete güvenmiyor.
2. Aynı zamanda siyasetten umudunu kaybetmiş.
3. Ülkenin geleceğine umutla bakamıyor.
4. Siyaseten anlatılan ne varsa değersiz buluyor.
5. Kendinin doğru temsil edilmediğini düşünüyor.
6. Toplumun sorunlarının tespitine ve çözümüne dair yeterli bir açıklama ya da vaat görmüyor.
7. Siyaset yapanların büyük oranda güven veremediğini düşünüyor, gibi bir arka plan veren sonuçlar çıkarılabilecek bir soru.
Maddeler çoğaltılabilir ama sonuç değişmez. Mevcut tablo açısından bir kere güven kaybedilmiş. Kaybedilmiş olanın mevcut politik tabloyla yeniden kazanılması da artık mümkün gözükmüyor.
Klasik yöntemlerle yapılan siyaset, belki klasik düşünen, hatta daha çok düşünmemeyi ilke edinenlerde bir karşılık bulabilir. Bunun oransal karşılığı da belki toplumun yarısınadenk gelebilir. Ama görünen o ki hem bilgiye ulaşımın hem de bilgi kirliliği yaymanın kolaylaştığı günümüzde, insanlar kolay kolay kimseye güvenmiyor. Tek başına bakıyor birçok şeye. Bunun tersten okunması da artık topluluktan bireye doğru hızlı bir değişim yaşıyoruz demek.
Bu değişim, sosyolojide cemaat (Gemeinschaft) ve cemiyet (Gesellschaft) ayrımı ile Alman sosyolog Ferdinand Tönniestarafından, geleneksel toplumdan modern sanayi toplumuna geçişi açıklamak için ortaya atılmış iki temel sosyal yapı türüyle açıklanmıştır. Elbette farklı tanım ve ayrımlar kullanarak bu durumu/değişimi açıklayanlar da olmuş; Bensize Tönnies’in ayrımını, örnek bir tasnif olarak burada naklediyorum. Yoksa Durkheim’ın mekanik ve organik dayanışma ayrımı, Maine’in statü ve sözleşmesi, Cooley’inbirincil ve ikincil grupları üzerinden de bakılabilirdi bu meseleye.
Bu ayrımda cemaat, duygusal ve akrabalık bağına dayalı organik bir birliktelikken, cemiyet çıkar ve sözleşmeye dayalı mekanik bir yapıdır. TÜBİTAK’ın sitesindeki Ansiklopedi bölümünde bu ayrımın detayı şöyle geçmektedir:
Cemaat:
• Temel bağ: Duygu, gelenek, akrabalık ve ortak inanç.
• İlişki türü: Samimi, sıcak, bütünleyici ve kişisel.
• Toplum tipi: Geleneksel, tarım ve köy yaşamı.
• Birlik hâli: Organik ve doğal bir bütünlük.
Cemiyet:
• Temel bağ: Akıl, çıkar, sözleşme ve yasa.
• İlişki türü: Yüzeysel, mesafeli, çıkara ve ticarete dayalı.
• Toplum tipi: Modern, sanayi ve şehir yaşamı.
• Birlik hâli: Mekanik, yapay ve geçici bir küme.
Bu ayrım, mutlak olarak birebir Türkiye toplumunu yansıtmayabilir. Ancak genel olarak yaşanan değişimi anlamak, tanımlamak ve bir tasnif yapabilmek adına önemli bir ipucu verir bize.
Ziya Gökalp’ın Kültür ve Medeniyet Ayrımında;
Kültür (hars): Bir milletin millî, manevi, duygusal ve özgün değerler bütünüdür (cemaat ruhunu çağrıştırır).
Medeniyet: Akılcı, evrensel, teknik ve dışsal imkânların ortaklaşa paylaşıldığı yapıdır.
Ziya Gökalp’ın ayrımı da Tönnies’in ayrımını çağrıştırsa da Durkheim’ın ayrımından etkilendiği daha bellidir. Hepimiz biliyoruz ki Gökalp, Durkheim’dan etkilenmiştir. Hatta etkilenmekle de kalmamış, Türkiye’ye Durkheim ekolünü taşımış ve çalışmalarını bu disipline göre yapmıştır.
Velhasıl, ortada değişen bir dünya var ve bu değişimin seyrini etkileyen ana etkenler kabaca herkesçe biliniyor. Bu değişimin siyasi tercihlere ve siyasetle ilişkilere yansıması da son derece normal. Ancak geldiğimiz nokta ve yukarıdaki anket sonucu bize çok daha vahim bir şey söylüyor:
Dağılıyoruz!
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz!