Rabbimiz, İçimiz Daraldı!

Yayınlanma: 17.10.2026 - 23:46
Güncellenme: 19.10.2026 - 02:45
Haber Editörü: Ayrıntı Medya
Rabbimiz, İçimiz Daraldı!

Son zamanlarda iyice artan yolsuzluk, usulsüzlük, irtikâp, rüşvet, haksız kazanç ve hırsızlık haberleri ile belediyelere yapılan operasyonlar, insanın içini iyiden iyiye daraltır oldu. Her gün bir “kara” haberle uyanır olduk. Kahvaltı öncesi ilaç alır gibi bir doz kara haberle güne başlayıp akşama bir yığın karamsar yorum depolayarak dönüyoruz eve.

 Böyle yoğun ve sık yaşanan olumsuzluklarla günü tüketmek rutinimiz oldu. Gün içinde defalarca zihnimizi uzaklaştıracak bir yer arıyoruz. İnsan, duyup dinlediklerinden ve bunların etkisinden kolay kurtulamıyor. İlgisiz kalmak da kolay ya da doğru bir şey değil. En azından herkesin yapabileceği bir şey değil.

   Tam karşılığı elbette bununla sınırlı değildir ama bizim inancımızda hepimizin bildiği istiâze (sığınma) duaları var. En bilineni, “Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.” diye başladığımız Eûzü besmelede geçen sığınmadır. Bildiğim kadarıyla bazı hadis kitaplarında sığınma duaları müstakil bir bölüm olarak da yer alır.

  Bunu hatırlama ve hatırlatma nedenim şu: İnsan, kendi elinde olmayan ve üstesinden gelemeyeceği her durumda bir sığınak aramaya meyillidir. Yağmurda hemen bir brandanın altına ya da bir bina saçağına sığınması, savaşta önceden hazırlanmış güvenli sığınaklara koşması da bunun somut yansımalarındandır. Bazen üstümüze üstümüze gelen, bizi karamsarlığa iten ve içimizi daraltan olaylar karşısında kendimizi öyle zayıf ve savunmasız hissederiz ki sığınacak bir yer ararız. İşte tam burada insan, ilahi kudrete sığınır. İçini sıkıp daraltan her ne varsa Rabbine arz eder ve inşirah (ferahlık, genişlik) ister, umar.

 Sığınmak, bir yönüyle itiraftır. Kendi aczimizi kendimize itiraf ederiz. Güç, kuvvet ve kudretin Allah’a ait olduğunu kabul edişimizi de ilan ederiz. Bu, aynı zamanda bizi Allah’a yakınlaştırmaya da vesiledir.

  Her ibadet aslında içinde bir sığınma alanı taşır ama bunu bizim dile dökmemiz, bilinç dünyamız açısından bir kazanımdır. Namazın miraç oluşu, orucun Allah ile kul arasında özel bir yerde konumlandırılmış olması, haccın ve umrenin yaşadığımız alanın da dışına çıkarak hususi ve tek bir mekânda yapılması, özünde hep bir sığınmadır. Tüm bunlar kişiye bir kul olgunluğu katar. Kulluğumuzda arınır, kulluğumuzla Rabbimize yakınlaşırız.

 Şimdi ortaya bir hilm (yumuşaklık, sakinlik) çıktı, değil mi?

Evet, bunların hepsi doğru ve hilm, övülecek bir özelliktir. Normal zamanda bu böyledir.

Peki, ya Allah’a yakınlaşmaya vesile olan ibadetler ve davranışlar hep hilm üzere olmayı beraberinde getiren türden midir?

Elbette hayır!

   Eğer hilm üzere olmak; haksızlık karşısında suskunluğa, yanlışa karşı duyarsızlığa, zulmü görmezden gelmeye doğru evriliyorsa bu, övülen ağırbaşlılık ve olgunluk olmaktan çıkar ve bizi bütün bu olumsuzluklara fırsat vermeye doğru götürür. Maazallah, bu durumda pasif bir toplum hâline dönüşülür ki bu da işlenen her olumsuzlukta pay sahibi olmaktır.

   Velhasıl, mazlumun Allah’a sığındığı yerde ayağa kalkıp zalimin karşısına dikilme fırsatı varken “Ben de Allah’a sığınıyorum.” deyip kenara çekilmek, kimse için hak değildir. Bu, mazlumla aramızdaki ilişkiyi koparmaktır. Mazlumla ilişkisini koparanın Allah ile olan ilişkisi de tartışmaya açık hâle gelmiş demektir.

 Hasbihâlimizi Ali Şeriati’nin şu sözüyle bitirelim:

“Eğer bir yerde yangın varken biri seni ibadet etmeye çağırıyorsa bil ki bu bir hainin davetidir.”

 

allahdoğruhilmyerdeğilsığınmabiziyerderabbimizçimizdaraldıoldu

💬 Fikrini Belirt: Yorum Yaz

💬 Okuyucu Yorumları (0)

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz!

Instagram