Bu hafta siyaset bilimi literatüründe geçen üç rejim türünü ve bunların kısaca özelliklerini dikkatinize sunmak istedim.
Bunlar:
Türkiye’nin bugünü daha çok rekabetçi otoriterlik kavramı üzerinden tartışılmakta. Fakat her üçünde de benzerlikler bulmak mümkün. Bence Türkiye özelinde farklı bir kavramla tanımlama yapılabilseydi daha doğru olurdu. Bilim literatüründe üretilmiş kavramlara sadakatle tartışmalar yapmak, akademik camia için bir alan zorunluluğu olabilir. Bu durumun en önemli açmazı, başka örnekler üzerinden detaylandırılmış tanımlamaların, farklı tarihî arka planı ve farklı uygulamaları olan ülke rejimlerini tam olarak kuşatamamasıdır. Belki bu minvalde ülkemizde de kavram arayışları ya da denemeleri vardır. Eğer öyleyse beni mazur görün.
Bu üç tanımlama üzerinden ülkemizi ele aldığımızda, politik muhalefet kolaycılığına kapılmadan bir değerlendirme yaparak yol alırsak ulaşacağımız sonuçlar daha aklı başında olacaktır.
Cumhuriyet dönemi boyunca bu üç tanımlama etrafında dönüp durduğumuz gerçeğiyle yüzleşmedikçe politik kısır çekişmeler içinde debelenmekten kurtulamayız.
Şimdi sizlere bu üç tanımla ilgili kısa bilgiler aktaracağım ki ahvalimize bir de bu pencereden bakabilelim.
Hibrit Rejim
Hibrit rejim (karma veya melez rejim), demokratik ve otokratik (otoriter) özellikleri aynı anda barındıran karma bir siyasi sistemdir. Tam anlamıyla ne demokratik ne de saf diktatörlük olan bu rejimler, genellikle otoriter bir yapıdan demokrasiye geçiş sürecinin tamamlanamaması sonucunda ortaya çıkar.
Temel özellikleri:
Rekabetçi Otoriterlik
Rekabetçi otoriterlik (veya rekabetçi otoriteryanizm), seçimlerin düzenli olarak yapıldığı; ancak iktidarın devlet imkânlarını, medyayı ve yargıyı kendi lehine kullanarak adil olmayan bir rekabet ortamı yarattığı melez bir siyasi rejim türüdür.
Temel özellikleri:
Kişiselleştirilmiş İktidar Modeli
Kişiselleştirilmiş iktidar modeli (veya kişiselleştirilmiş yönetim), siyasi gücün kurumsal kurallar, yasalar veya partilerden ziyade tek bir liderin şahsında, karizmasında ve kişisel kararlarında toplandığı bir yönetim anlayışını ifade eder. Bu modelde devletin kurumsal yapısı zayıflarken liderin kişisel otoritesi ve sadakat ilişkileri ön plana çıkar.
Kişiselleştirilmiş iktidar modelinin temel özellikleri ve işleyiş mekanizmaları şunlardır:
1. Kurumsuzlaşma ve kuralların esnetilmesi
2. Sadakat odaklı bürokrasi ve kadrolaşma
3. Kitlelerle doğrudan bağ ve popülizm
4. Güçler ayrılığının ortadan kalkması
Velhasıl, demokrasi ve kuvvetler ayrılığı merkezli bir bakışla üretilen bu tanımlamalar ilk anda cazip bir görünüme sahip olsa da işin aslı, bizim “özgürlükten” ne anladığımızla daha yakından ilişkilidir. Asıl sorunumuz ise bizim en az 200 yıllık arka planı olan, popülist ve karmaşık özentiler yumağından mamul zihinlerimizle bu meseleleri sağlıklı bir zeminde nasıl tartışacağımızdır.
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz!